Teslimiyet Üzerine


person in red sweater wearing silver ring

 

Teslimiyet meselesinin temelinde ilk olarak özne nesne ilişkisine bakmak gerekiyor. Kim teslim olan, kim teslim olunan? Burada iki gözlük kullanabiliriz, teşbih (hakikat) ve tenzih (şeriat) gözlüğü. Çabamız hangi gözlüğü nerede kullanmamızın bize ve bütüne hizmet edeceğine dair içimizdeki bir ayırt etme sezgisine (furkan) bağlanabilmek. Ve bu sezgiyi kötüye kullanmadan, olduğundan küçük ya da büyük hale getirmeye çalışmadan, hayata geçirecek iradeyi yeşertmek. 

Tenzih gözlüğünü kullandığımda teslimiyeti pratik etme şeklimde bir ben var bir de benden aşkın yüce bir Yaratıcı. İkideyim ve bunu ikiliği, bir karşısında değersizleştirmeden yapıyorum. Ben o Yaratıcının iradesine teslim oluyorum. Burası sorgunun olmadığı yer.  Kendine Tanrılık vermeye çalışan ayrı benlik algısının eğitildiği yer. Yaratıcının ve Ulu öğretmenin yap dediğini yapıyorum, yapma dediğinden sakınıyorum. Bu, bir çocuğun annesinin babasının öğrettiği şekilde markete giderken trafik kurallarına göre hareket etmesi, market alışverişinde kendisine söylenen ekmeği alması, öğretildiği şekilde parayı kullanması gibi. Burada çocuğun yapabileceği seçim, annesinin babasının sözünde durmak ya da durmamak. 

Teşbih yani hakikat gözlüğünü taktığımda Yaradan ve terbiye eden ulu ve aşkın Tanrı Hak ismini alıyor.  Onu içkinleştirip benden ayrı olmadığına inanarak bendeki özne ve nesne ayrımını sonlandırıp birliyorum. Bu halde iken her şey ve herkes Hakk’ın zatının bir açılımı olduğu için, teslimiyet denen şey de o anda kiminle muhatap oluyorsam öncelikle onun ilahi bir beliriş olduğunu görüp karşımdakinde algıladığım hali kendimden ayrı bilmemek oluyor. Böyle olunca teslim olan ve olunan kalmıyor. Kendinden Kendine bir akış ve oyun.

O zaman hakikat mertebesinde, neye göre seçim yapıyorum? Dünya düzleminde olduğumuz için unsurlara bağlıyız ve istesek de istemesek de (tam tekamüle açılana kadar) doğa yasalarına göre yaşıyoruz. Burada seçim kriterim, o anda  bana gelen daveti ve ihtimali öncelikle nefs ile karşılamamaya dikkat etmek, şahitliğin bütüncül ve objektif gözleri ile olabildiğince temiz (abdestli bir algı) karşılamak. Sonra da bu gelen şeyin bana ve bağlantıda olduğum her şeye madde ve mana düzleminde hayırlı olup olmayacağı üzerinde düşünerek/hissederek/sezerek adım atmak. Alanı okumak diyoruz buna bazen. Ya da derin dinleyiş, Mesnevi’nin “Bişnev!” hitabı, Alak suresinin “Oku!” daveti. 

Çocuğun bakkala gidip ekmek alıp eve dönmesi pratik hayatımızda aldığımız pratik kararlar, hayatın daha kolay akması için teknik kararlar (pragmatik boyut yani). Genel kabul görmüş değerler ve insan hakları çerçevesi. Bir inziva davetinin bana gelmesi ve oraya gidip gitmemeyi hissetmek çok bilinmeyenli denklemle kalabilmek. 

Bazı kararlara teslim olmak keyif verirken bazılarına teslim olmak zor geliyor. Özellikle nefsi (kendini egemen zanneden müstakil ve ayrı benlik algısını) zorlayan teslimiyetlerde yavaşlamak ve derin dinleyişe geçerek hem tenzih hem de teşbih gözlüğünü deneyerek olaya bakmak yardımcı olabilir. Insan hayat ile Hak ile işbirliği yapmaya başladığında teslimiyetin zevkine varıyor, zor gelen hisler kolaylaşıyor. 

Teslimiyet, seçimsizlik ve iradesizlik değil kesinlikle. Teslimiyet, yaptığın seçimi benlikten yapmamak. Ya çocuk gibi (çocuk saflığında) senden aşkın Tanrı’nın sözünü tutarak.  Ya da birlik çerçevesinden bakıp her yerde açılan Hakk’ın senden de açılmasına evet diyerek, buna izin verebilmek demek. Nefs terbiyesi demek. O da şeriat kapısında yani beden ve irade çalışması yapmak demek. Gördüğünüz gibi şeriat ve hakikat birbirine zıt ya da ya “o ya bu” gibi bir denklemde yer almıyor. Hayvanlar ve bitkiler daim şeriat teslimiyetinde, yani sorgulama ve irade yok, o güç her neyi irade ediyorsa tüm saflıklarıyla onun emrindeler. İnsanın avantajı ve dezavantajı iradesi olduğundan bu sebeple emrin altında olmaması ve seçim yapma potansiyeline sahip olması. Dananın kuyruğunun koptuğu yer, seçim yapma mekanizmalarım ve dinamiklerim yani. 

Teslimiyet, olmak ve ölmek isteyenin önünde durmamak, çağrıyı işitebilmek (hakikat) ve bu çağrının madde ve beden düzleminde hayata geçmesi için benim elimde bulunan kaynakları, araç gereçleri, yolu yordamı (şeriat) kullanarak hayata geçirmek. Benim üzerimden açılmak isteyen şeyi görünür kılmak. Bu galiba bildiğim en güzel irade.


Yazar

Aslınur

Aslınur yazarak, çizerek, resmederek, çevirerek, manevi turlar ve online dersler tasarlayarak Anadolu hikmet kültürünü modern zamanlarda canlandırmaya gayret ediyor. Boğaziçi Üniversitesinde okuduğu İngiliz Edebiyatı ve Türk Edebiyatı bölümleri, doğu ve batı arasında köprü kurmasına yardımcı oldu. Yüksek lisansını İstanbul Üniversitesi İlahiyat fakültesinde İslam edebiyatı bölümünde yaparken tasavvuf edebiyatında özellikle Hz Mevlana’nın Mesnevi’sinde derinleşme şansını yakaladı. Bu sayede, Anadolu hikmet geleneğinden gelen eserleri günümüz diline ve kültürüne çevirme tutkusunu keşfetti. Bu çevirinin, kolektif şifaya ve barışa olan katkısını daha yakından keşfetmeye başladı.

Güzelliği Paylaş

copyright – all rights reserved – Gizlilik Şartnamesi

web sitesi yapımı fromEssence.com